Jonathan Levine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jonathan Levine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2009 Pazar

GENÇLİK ATEŞİ !!..(1)

The Wackness
Nick and Norah’s Infinite Playlist,
Twilight...


Elimize üç adet “ah aah, hey gidi gençlik “ dedirten sırasıyla iyi, şirin ve vampirli filmlerimiz var. Üç filmdeki tüm çiftler hemen hemen aynı yaştalar. Üç filmin de müzikleri güzel. Ama pek de fazla ortak yönleri yok. Yine de üçü de izlediğinde kendimizden birşeyler bulabileceğimiz tarzda. Sözü fazla uzatmadan ilk sırayı The Wackness’a veriyor ve “Gençlik Ateşi” başlıklı yazımızın devam edeceğini dip not olarak düşüyorum.

Başrollerini Sir Ben Kingsley ve Josh Peck ‘in paylaştığı filmin yönetmenliğini daha önce All The Boys Love Mandy Lane ‘i de çeken Jonathan Levine yapmış. Filmin senaryosu da kendisine ait olan Levine, Brown mezunu ve New York’a döndükten sonra Amerikan Film Enstitüsü’ne başlamış. Bitirme tezi Shards kısa metraj üzerine ve bol ödüllü. The Wackness, yönetmenin ikinci uzun metraj filmi ve Sundance İzleyici Ödülü’nün de sahibi.

................
Filmimiz 1994 yılında New York da geçiyor. Kurt Cobain henüz ölmüş, New York sokakları ise hip hop ile bangır bangır inlemekte. Adamımız Luke Shapiro (Josh Peck), liseyi yeni bitirmiş, gideceği üniversite son tercihi, kızlarla iletişimi sıfır, tek arkadaşı ise yaşı orta, ruhu genç Doktor Squires (Sir Ben Kingsley) olan, maddi durumu kötüleşmiş ailesine yardım için elinden geleni yapan, bunun için marihuana satan, kafası karışık, içine biraz kapanık, histerik annesi ve fazla sakin babası ile birlikte yaşamaya çalışan bir gençtir. Dr. Squires ise, ruhen ergenlik döneminde olan, karısına yetmeyen, üvey kızının üzerinde ise doğal olarak hiç bir söz hakkı olmayan üvey baba ve otçu doktor rolündedir. Luke, Dr.Squires'e ot sağlar, Doktor da ona terapi. Ancak film ilerledikçe görürüz ki aslında asıl terapiyi Luke O’na sağlamaktadır. Derken, Luke Dr. Squires’in üvey ve güzel kızı Stephanie (Olivia Thirlby) ile tanışır ve tabii ki O'na aşık olur. O ilk kez masumiyetle aşkı tadarken, Stephanie Luke’u olayın farklı boyutlarıyla da tanıştırır.
.........................
The Wackness gerek konusu gerek temposu ile, sakin, sevimli bir film. ama, filmi çekip çevirenin Ben Kingsley olduğunu söylemek gerek. Gerçekten de izlemesi çok keyifli. Filmin femme fatale ‘ı diyebileceğimiz Olivia Thirlby ise, yaşına göre rolünün hakkını vermiş. Aynı şekilde Luke karakterini canlandıran Josh Peck de. İyi oyunculuklar denilemez bence, ama uyumlu ve kesinlikle rahatsız etmiyor. Filmdeki iki anne de irite, histerik, tatminsiz anne rollerini başarıyla yansıtıyorlar seyirciye. Luke’un annesini canlandıran Talia Balsam ve Stephani’nin annesi rolünde Famke Jannsen, kısacası tüm ekip gerçekten uyum içinde. Ben Kingsley’i ayırıyoruz tabii ki. O filmi sürükleyen. Mary- Kate Olsen da filmde sarışın hippie rolünde. Kendisini sürekli trend yaratırken gördüğümüzden (hep beraber vakit geçiririz de...) filmdeki sevimli sarışının kim olduğunu ancak daha sonra anlayabildim.

Olayların 90'lı yılların ortasında geçmesi de filme ayrı bir hava katıyor diyebiliriz. Örneğin Stephanie, Luke’a "telefon numaramı almalısın" dediğinde, insan Luke’un cep telefonu çıkarıp numarayı kaydedeceğini sanıyor ama tabii ki numara bir kağida yazılıyor. En pratik iletişim şekli çağrı cihazları. Tupac ve Biggie hala hayatta ve Notorious B.I.G de filmin en romantik sahnelerinden birine eşlik ediyor.


Dolayısıyla, bu sakin tempolu tatlı film, New York görüntüleriyle, biraz da nostaljik tadıyla halet-i ruhiyenize göre güzel vakit geçirmenizi sağlayabilir.

Gençlik Ateşi serimizin diğer filminde görüşmek üzere...

4 Mart 2009 Çarşamba

Her Kuşun Eti Yenmez (All the Boys Love Mandy Lane)

Geçtiğimiz ifistanbul'un nöbetçi sinema kuşağının 3 filminden bir tanesiydi bu teen slasher. Son yıllarda yapılmış türe uygun birçok film arasından neden bu film seçildi pek anlayabilmiş değilim.

Filmim adından da anlaşılacağı gibi Mand Lane oldukça alımlı bir genç kızımızdır ve etrafındaki bütün yeniyetmeler de kendisine fena halde hastadır. Hayran kitlesinin bu kadar geniş olmasındaki asıl etken de aynı zamanda kendisinin henüz erkek arkadaşı olmamış bir bakire olması. Hal böyle olunca, libidosu sürekli mevsim normallerinin üzerinde gezen genç dimağların tek derdi, etraflarında bir sürü genç ve güzel kız olmasına rağmen, sadece Mandy Lane olmuş. Bir nevi hedefe kilitlenmişler de diyebiliriz. Sonrasında, gençler kızlı erkekli bir çiftlik partisine kendisini de davet ederler ve olaylar gelişir.

Şehirin dışındaki ıssız bir ev, orman içindeki bir göl, bir yığın genç, alkol, uyuşturu, seks ve gizemli bir adam. Şartar bir teen slasher için oldukça elverişli. Klişeleri bu kadar göze sokması başlarda biraz izleyeni rahatsız etse de türden hoşlananlar için çok da rahatsız edici olduğu söylenemez. Diğer tarafdan filmin bir noktaya kadar sıradan gitmesi sonlara doğru "yeter artık bir şeyler olsun" dedirtmiyor değil izleyiciye.

"Filmi izlemedim ama izlemek istiyorum." diyenler için sakıncalı içerik.
Gençlerin birer birer ölmesi ve onları kimin öldürüyor olduğunu görmemizle beraber birden film cazibesini yitirmeye başlıyor ki "Bu film böyle bitemez" diyebiliyoruz. Sağolsunlar onlar da bunun farkında ki beklenen dönüşü yapıyorlar ve Mandy'nin pek de masul olmadığı ortaya çıkıyor. Bir klasik olarak, sevişenler birer birer elveda diyor bize ve sonunda bakir kızımız hayatta kalıyor. Filmi ortalarında durdursak ve oturup senaryonun devamının ne olabildiği üzerine biraz kafa yorsak, aynen bir problem çözer gibi formülde bilinenler yerlerine koyulduğunda tek bilinmeyen de ortaya çıkıyor.


Texas katliamı'nı(The Texas Chainsaw Massacre 1974) akıllara getirdiğimizde, "Bir evde yaşayan yamyam bir aile ve tuzaklarına düşürdükleri insanlar." Ev halkının bir şekilde yabancıları kuntine getirip sofralarına meze yapması da Mandy Lane'e yapılmaya çalışanla örtüşüyor, filmin sonunda "survivor" olarak kanlar içinde arabayla uzaklaşması gibi. Ancak her filmde de Texsas Katliamı'ndan izler görmek de biraz rahatsız edici olmaya başlamadı desem yalan olur.
"Filmi izlemedim ama izlemek istiyorum." diyenler için sakıncalı içerik.

"Hani benim olacaktın?"

Türden hoşlananların beğenebileceği bir film olmasının yanında içerisinde barındırdığı ufak tefek yaratıcılıklar, senaryodaki ani dönüşler ve başarılı sayılabilecek sonuyla vakit geçirmek için izlenilesi bir film derken filmden çıkardığım kıssadan hisse de "Her Kuşun Eti Yenmez"dir.